. .
09.05.2021

11.04.2021 15:30


Karadeniz'de artan gerilim ve Montrö tartışmaları

Emperyalist-kapitalist sistemin çok yönlü bunalımları derinleşirken, buna bağlı olarak emperyalistler arası hegemonya ve nüfuz mücadeleleri kızışıyor. Dünyanın birçok bölgesinde sular giderek ısınıyor.

Emperyalist güçler arasında tırmanan gerilim ve mücadeleler bugün için doğrudan bir karşı karşıya geliş, çatışma ve savaş biçimleri almasa da, Suriye örneğinde olduğu gibi ince ve kırılgan bir çizgide ilerliyor. Bölgesel güçler ya da işbirlikçi kukla hükümetler üzerinden sürdürülen “vesayet savaşları”nda ABD, AB ve Rusya gibi emperyalist devletler, savaş sahasında sık sık burun buruna geliyorlar.

Komünistlerin emperyalist dünyada ağırlaşan hegemonya krizi üzerinden yaptıkları şu değerlendirme, güncel planda yaşanan gelişmelerin arka planına ışık tutuyor:

“Sistemin yapısal krizinin temel unsurlarından biri olarak emperyalist dünyadaki hegemonya bunalımı yeni bir durum değildir. Bununla birlikte son yılların gelişmeleri bunun gitgide ağırlaştığını, çatışma ve savaşlardaki artış ve sertleşmenin aynı zamanda bunun bir yansıması olduğunu göstermektedir.

“Partimizin konuya ilişkin değerlendirmelerinde hep vurgulandığı gibi, sistemdeki hegemonya krizinin en özgün yanı, ABD emperyalizminin hegemon konumunu artık eskisi gibi sürdüremez duruma düşmesi, fakat emperyalist dünyada hegemonyayı ondan koparıp almaya talip bir emperyalist gücün ise halen olmamasıdır. Bu özgün tarihi durumun ikili sonuçlarından ilki, her şeye rağmen en güçlü emperyalist devlet olan ABD emperyalizminin belirgin üstünlüklerine dayanarak ve hegemonyasını restore etmek üzere saldırgan bir politika izlemesidir. Öteki sonuç ise, buna direnen ve büyüyen güçlerine bağlı olarak kendilerine alan açılmasını isteyen emperyalist devletlerin bunu çok kutuplu dünya talebi olarak somutlamaları, kendi aralarında buna uygun yeni ilişkiler ve ittifaklar geliştirmeleridir.” (TKİP V. Kongre Bildirgesi)

Son dönemde öne çıkan Karadeniz krizi ve bölgedeki askeri-siyasi hareketlilik tam da bu bağlamda yaşanmaktadır. Ukrayna krizinin tırmandırılması, buna paralel olarak 2020-2021 yılları arasında gündeme getirilen askeri tatbikatlar ve devam eden diplomasi trafiği, başını ABD’nin çektiği batılı emperyalist bloğun Rusya’yı Karadeniz üzerinden kuşatma ve en geri sınırlara hapsetme stratejisinin güncel görünümleri olarak öne çıkmaktadır.

Söz konusu strateji 2008 yılında Gürcistan’da, 2014 yılında Ukrayna’da prova edilmiş, fakat Rusya’nın sergilediği inisiyatif ve saldırgan yanıt karşısında “beklemeye” alınmıştı. Bugün ise, Gürcistan’da Güney Osetya ve Abhazya’da, Ukrayna’da ise Kırım ve Donbass’ta oluşan geçici ve iğreti dengeyi etkileyebilecek yeni gelişmeler yaşanıyor. ABD emperyalizmi öncülüğünde hareket eden batılı güçler, Biden yönetiminin işbaşı yapmasıyla birlikte, Karadeniz üzerinden Rusya’yı kuşatma, bölgenin zengin enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurma stratejisini daha saldırgan bir politikayla yeniden masalarına almış görünüyorlar.

Söz konusu strateji üzerinden mesafe almak için de Karadeniz’in bir savaş denizine dönüştürülmesi gerekiyor. Zira, ABD ordusu ve NATO açısından donanma gücü, hasımları karşısında temel bir caydırıcı olarak kullanılıyor.

Montrö tartışmaları ve AKP iktidarının kirli hesapları

Geçtiğimiz günlerde Meclis başkanının yaptığı açıklamalar ve onu takip eden gelişmelerle alevlenen Montrö tartışmaları, Karadeniz’de yaşanan bu son gelişmelerden ve emperyalistlerin bölge üzerindeki kirli hesaplarından bağımsız değil. Nitekim Gürcistan ve Ukrayna krizlerinin tırmandırıldığı dönemlerde de Montrö Boğazlar Sözleşmesi çeşitli tartışmalara konu edilmişti.

Sayısız argümanla manipüle edilerek bağlamından koparılmak istenen Montrö ve Kanal İstanbul tartışmaları ayrıntılarından arındırıldığında, ortaya açık bir tablo çıkmaktadır: AKP-MHP iktidar bloğu, başını ABD’nin çektiği batılı emperyalist güçlerin Karadeniz’e dönük planlarında yeni bir düzeyde rol üstlenme hevesindedir.

Gerici-faşist iktidar Karadeniz'de öne çıkan kriz dinamiklerini, kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda değerlendirmenin, özellikle de emperyalistlerle ilişkileri “onarmanın” imkânı olarak görüyor. Bu nedenle ABD emperyalizminin Karadeniz’e yerleşme politikasına eklemlenmiş bir çizgide hareket ediyor. Kapalı kapılar ardında ne tür pazarlıklar sürüyor, hangi tavizler veriliyor ya da hangi çıkar ortaklıklarının altına imzalar atılıyor şimdilik belirsiz. Ancak Montrö üzerinden süren tartışmaların esasını bunlar oluşturuyor.

Bununla birlikte, gerici-faşist iktidar açısından Montrö Sözleşmesi’nden bir gece yarısı kararnamesi ile çıkmak o kadar da kolay değil. Zira, Montrö denkleminde Rusya gibi belirleyici bir başka güç odağı yer alıyor. Erdoğan’ın tartışmaların en kızıştığı günlerde yaptığı “yumuşak” açıklamaların gerisinde bu var. Özellikle 2015 sonrası süreçte Rusya ile kurulan askeri, siyasi ve ekonomik ilişkiler sorunu çok daha çetrefilli hale getirmiş durumda. S400 krizi, Rusya ile yapılan doğalgaz boru hattı anlaşmaları, Suriye savaşındaki hassas dengeler vb. sorun alanları, iktidarın boğazına takılmış çengeller olarak yerli yerinde duruyor.

Öte yandan, Montrö tartışmalarının farklı yönleriyle gündemde tutulmasının iç politikaya dönük yanları bulunuyor. Özellikle 104 emekli amiralin Montrö bildirisi yayınlamasını fırsata çeviren AKP-MHP iktidarı, yeni bir güç gösterisi yapmak ve düzen muhalefetini paralize etmek için harekete geçti. Emekli amiraller üzerinden tüm topluma ve muhalif güçlere tehditler savruldu. Açmazları derinleştikçe hareket alanı daralan rejim, Montrö tartışmalarını yeni bir manevra alanı, düzen siyasetine “yön vermenin” imkânı olarak da değerlendirme çabasında. Bunda ne kadar sonuç alabileceği ise içeride ve dışarıda bir dizi etkene bağlı.

AKP’nin Kanal İstanbul ısrarı

Montrö tartışmalarını tetikleyen Kanal İstanbul projesi bugüne kadar daha çok iktidarın rant politikaları üzerinden eleştirildi ve bu eleştirilerin somut dayanakları bulunuyor. İktidar yandaşlarından Katar emirinin annesine kadar uzanan geniş bir yelpaze, proje güzergâhındaki arsaların başına çoktan üşüştüler. Henüz tek bir çivi bile çakılmadığı halde, arazi fiyatları ikiye katlandı.

AKP-MHP iktidarının Kanal İstanbul ısrarının gerisinde bir yanıyla bu devasa ranttan elde etmeyi umduğu milyon dolarların olduğu açık. Öte yandan, projenin siyasi rantından da faydalanmayı umuyorlar. Karadeniz’e yerleşmenin yollarını arayan ABD emperyalizmine üstü örtülü de olsa “Montrö’den çekilemezsek yeni kanal açarız” mesajının verilmesi, bunun ibretlik örneği oldu. Bu mesaj, S400’ler vb. konularda ABD ve batılı güçlerle ipleri gerilen iktidarın, bir nevi “sorunları çözmeye, size kölece hizmet etmeye hazırız” beyanı sayılabilir.

İçeride ayağının altındaki toprağın kaydığının farkında olan, dışarıda manevra alanı iyice daralan gerici-faşist rejim, içine düştüğü açmazlardan çıkışı bir kez daha emperyalistlere kusursuz hizmette arıyor. Zira akıbetinin, ABD emperyalizmi ile kurduğu çok yönlü ilişkiden bağımsız şekillenmeyeceğini, onların desteği olmaksızın yol yürüyemeyeceğini sayısız deneyim üzerinden biliyor.

Çok yönlü açmazlarla boğuşan gerici-faşist iktidar, efendisinin politikalarına hizmet çerçevesinde ABD donanmasını Karadeniz’in derinliklerine taşımak için Montrö Sözleşmesi’nden mi çekilecek, yoksa doğayı ve toplumu hiçe sayarak kadim şehir İstanbul’un bağrına yeni bir kanal mı açacak, bilinmez. Ama şurası açık ki, kendi iktidarının ömrünü uzatabilmek için emperyalistlere kölece hizmet etmek konusunda her türlü “çılgınlığın” altına imza atacak denli gözü dönmüş bir rejim gerçeği önümüzde durmaktadır.

Dinci-faşist iktidarın ayakta kalabilmek uğruna emperyalizme kölece bağımlılığı derinleştiren politikalarına karşı harekete geçemedikleri koşullarda, işçi ve emekçilerin bugün yaşamakta oldukları yıkım daha da derinleşecek, ödeyecekleri fatura daha da büyüyecektir. Bu gerçekliği bilince çıkaracak etkili bir propaganda, ajitasyon ve siyasal teşhir faaliyetinin örgütlenmesi günün öncelikli görevlerinden biridir.

kaynak: Kızıl Bayrak