. .
21.05.2022

04.04.2022 12:49


Alexandra Kollontay'ın 150. doğum günü anısına… Özgürlük gerçek olduğunda

Jenny Farrell

150 yıl önce 31 Mart 1872’de doğan Alexandra Kollontay, Rus komünist hareketinin önde gelen isimlerinden biriydi. Sürgündeyken uluslararası alanda konuşmacı ve yazar olarak aktifti. Almanya’da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Clara Zetkin ile tanıştı. Sosyal İşler Halk Komiseri olarak Kollontay, tarihte bir hükümette görev alan ilk kadındı. 1922’den itibaren Norveç ve İsveç’te SSCB’ni ilk büyükelçisiydi.

Kollontay, Saint Petersburglu zengin bir aileden geliyordu. Babası Ukraynalı toprak sahibi ve daha sonra Rus İmparatorluk Ordusu’nda general oldu. Annesi Finli bir kereste tüccarı ile bir Rus soylu kadının kızıydı. Alexandra çocukluğunda Finlandiya’daki aile mülkünde birçok yaz geçirdi. Sadece devrimci harekette değil, daha sonra Sovyet diplomasisi alanında önemli görevler üstlendi. Rusça, Fince, İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerine hakimdi. Rus komünist hareketi içinde kadın hakları için savaştı ve aynı zamanda Sovyet Cumhuriyetinin ilk yıllarında sosyal yasalarından da sorumluydu.

Kollontay’ın aktif siyasi çalışması, 1894’te Saint Petersburg’da işçiler için akşam dersleri vermesiyle başladı. Bu onu, kısmen yeraltında çalışan ve siyasi mahkumları destekleyen bir örgüt olan Siyasi Kızıl Haç’ın bir parçası yaptı. August Bebel’in “Kadın ve Sosyalizm”i 1895’ten itibaren onda derin bir iz bıraktı ve gelecekteki düşünce ve çalışmalarını etkiledi.

Kollontay, kapitalist sanayiyle ilgili ilk doğrudan izlenimini 1896’da büyük bir Saint Petersburg tekstil fabrikasında edindi. Kısa bir süre sonra, tekstil endüstrisindeki toplu grevi desteklemek için broşür ve bağış toplama kampanyalarında yer aldı. 1896 grevleri, proleter devrimin gerekliliğine dair düşüncelerini pekiştirdi. 1899’da yasadışı olarak faaliyet gösteren Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (RSDİP) katıldı. 1905’te kadın sorunuyla aktif olarak ilgilenmeye başladı. “Kadın Sorununun Sosyal Temelleri” adlı eseri, bir Rus marksistinin bu konudaki ilk büyük değerlendirmesiydi. Bu değerlendirmede sadece kapitalist sistemin yıkılması gerektiğini savunmakla kalmadı, aynı zamanda gerçek kurtuluşu elde etmek için ailenin kendisini yeniden yapılandırmak gerektiğini de açıkladı.

1905 ve 1908 yılları arasında Kollontay, Rusya’daki kadın işçileri, kapitalistlere, burjuva feminizme, sosyalist örgütlerdeki tutuculuğa ve ataerkilliğe karşı kendi çıkarları için savaşmak üzere örgütledi. Böylece bir kitle hareketinin temellerini attı.

Birçok Rus sosyalisti gibi Kollontay da 1903’te Bolşevikler ve Menşevikler arasındaki bölünme konusunda tarafsız bir tavır aldı. 1904’te Bolşevik muhalefete katıldı ve onlar için Marksizm dersleri verdi. 1905’te Troçki’ye katıldı ve demokratik olmayan Duma’nın seçimlerinin boykot edilmesi sorunu üzerine 1906’da Bolşevikleri terk etti. O, sol talepleri savunmanın ve hükümet entrikalarını ifşa etmenin hâlâ mümkün olduğunu düşünüyordu.

1900 ve 1920 yılları arasında Kollontay, RSDİP’in “Fin sorunu” konusunda önde gelen uzmanıydı. İki kitap, çok sayıda makale yazdı, Çarlık Duması’ndaki RSDİP üyelerine danışmanlık yaptı ve Fin devrimcileriyle irtibat kurdu. Finlandiya Çarlık İmparatorluğu’na karşı silahlı ayaklanma hakkı için ayağa kalktığında, 1908’de sürgüne zorlandı.

1908’in sonundan 1917’ye kadar Kollontay sürgünde yaşadı. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce ABD, İngiltere, Danimarka, İsveç, Belçika ve İsviçre’ye gitti.

“Cinsel açıdan özgürleşmiş bir komünistin otobiyografisi” isimli otobiyografik özetinde şunları yazıyor: “Siyasi bir mülteci olarak, o zamandan 1917’de çarlığın yıkılmasına kadar Avrupa ve Amerika’da yaşadım. İlk kaçışımdan sonra Almanya’ya geldiğimde, aralarında özellikle Karl Liebknecht, Rosa Luxemburg, Karl Kautsky gibi birçok kişisel arkadaşımın olduğu Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne katıldım. Clara Zetkin’in de Rusya’daki işçi hareketinin ilkelerini belirleme çalışmalarımda büyük etkisi oldu. 1907 gibi erken bir tarihte, Stuttgart’taki ilk uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansına Rusya’dan delege olarak katıldım. Başkanlığını Clara Zetkin’in yaptığı bu toplantı, kadın işçi hareketinin marksist bir temelde gelişmesine büyük bir katkı yaptı.”

Savaş başlamadan çok önce, Kollontay savaş tehdidine karşı ajitasyona başladı. 1 Mayıs 1912’de Stockholm’de yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:

“Kapitalistler her zaman şöyle derler: Silahlanmak zorundayız, çünkü savaş tehdidi altındayız! Ve kutsal sembollerine atıfta bulunurlar: karada militarizm, açık denizlerde militarizm ve havada militarizm. Kendileri ile kızıl hayalet arasına koymak için savaş hayaletini çağırıyorlar. Kendilerini toplumsal devrim hayaletinden kurtarmak için savaş çağrısı yapıyorlar. Ama Enternasyonal onlara birleşik bir haykırışla yanıt veriyor: Kahrolsun savaş! İşçiler, savaş tehdidinin arkasında halka yeni vergiler yüklemek isteyen kapitalist devlet olduğunu, bunun arkasında da kârını artırmak isteyen savaş endüstrisinin olduğunu biliyorlar.”

Ayrıca Almanya ve Avusturya’daki savaş karşıtı harekette yer aldı. Ağustos 1914’te savaş kredileri oylandığında Reichstag’daydı:

“Yalnızca Karl Liebknecht, karısı Sofie Liebknecht ve birkaç Alman yoldaş aynı bakış açısını benimsediler ve bir sosyalistin savaşa karşı çıkmasını bir görev olarak gördüler. Tuhaf bir şekilde, savaş bütçesinin oylandığı gün olan 4 Ağustos’ta Reichstag’daydım. Benim için Alman Sosyalist Partisi’nin çöküşü eşi görülmemiş bir felaketti. Kendimi tamamen yalnız hissettim ve sadece Liebknechtler sayesinde teselli buldum. Alman partisinden bazı arkadaşlarımın yardımıyla, Ağustos 1914’te, oğlumla birlikte Almanya’dan ayrılıp İskandinav yarımadasına göç edebildim.”

İsveç’te savaş karşıtı propaganda nedeniyle hapsedildi. Şubat 1915’te serbest bırakıldıktan sonra Norveç’e gitti ve burada Alexander Shlyapnikov ile birlikte, Lenin ve Merkez Komite’nin kaldığı İsviçre ile Rusya arasında bağlantı görevi gördü. Haziran 1915’te Menşeviklerden ayrıldı ve resmi olarak Bolşeviklere katıldı. Eylül 1915’te Zimmerwald Barış Konferansı’nın düzenlenmesinde önemli bir rol oynadı. “Savaşa kimin ihtiyacı var” (1915) yazısı birkaç dile çevrildi ve sayısız baskı ve milyonlarca kopya halinde dağıtıldı. Amerika Birleşik Devletleri’nde iki konuşma turu yaptı, Seattle’da Joe Hill için bir anma törenine katıldı ve Chicago’da Eugene Debs ile aynı platformdan konuştu.

1917’de Şubat Devrimi’nin patlak vermesiyle birlikte, Kollontay Rusya’ya döndü ve geçici hükümetin desteklenmemesi konusunda net bir politikayı savundu. Petrograd Sovyeti Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. Rusya’da devrim için ajitasyona devam etti ve Bolşevik kadın gazetesi Rabotnitsa (Kadın İşçi) ile iş birliği yaparak, Bolşevikleri ve sendikaları kadın işçileri örgütlemeye daha fazla dikkat etmeye çağırdı. Mayıs 1917’de, tüm çamaşırhanelerin toplumsallaştırılmasını talep eden çamaşırhane işçilerinin grevine katıldı. Bu eylem altı hafta sürdü, ancak kadın işçilerin talepleri Kerensky rejimi tarafından yerine getirilmedi.

Devrimden sonra Kollontay, yeni Sovyet hükümetinde Sosyal İşler Komiseri seçildi. (...)

1918’de Brest-Litovsk Antlaşması’nın onaylanmasına karşı çıktı. Böylesine önemli bir konudaki muhalefetiyle hükümetin birliğini tehlikeye atmamak için istifa etti. Antlaşma, Finlandiya ve Ukrayna dahil olmak üzere, Avrupa’nın geniş alanlarının Sovyet Rusya tarafından kaybedilmesi anlamına geliyordu. Bu konumuyla, barışın her şeyden önemli olduğunu düşünen Lenin’e karşı çıktı.

Bununla birlikte Kollontay aktif bir ajitatör ve örgütleyici olarak kaldı. Birinci Tüm Rusya İşçi ve Köylü Kadınlar Kongresi’nin örgütlenmesinde kilit bir rol oynadı, üst düzey görevler üstlendi. 1919’da, Inessa Armand ve Nadya Krupskaya ile birlikte Komünist Partisi Kadın Komitesi’ni (Zhenotdel) kurdu. Çalışmalarını bütün Sovyetler Birliği’ndeki kadınların yaşam koşullarını iyileştirmeye, okuma yazma bilmemeyle mücadele etmeye ve kadınları yeni evlilik, eğitim ve çalışma yasaları konusunda eğitmeye odakladı. Sovyet Orta Asyası’nda Zhenotdel, okuma yazma ve eğitim kampanyalarının yanı sıra, “peçe açma” kampanyalarıyla Müslüman kadınların yaşamlarını iyileştirmeye çalıştı. Kasım 1920’de, Zhenotdel’in çabalarıyla, tarihte ilk kez kürtaj yasallaştırıldı. (...)

1921’de parti merkeziyetçiliğine karşı çıkan bir grup olan İşçi Muhalefeti'ne desteğini açıkça ilan ettiğinde, Komünist Parti ve Lenin ile doğrudan çatışmaya girdi. Grup daha sonra dağıldı ve Kollontay parti içinde muhalif olarak kalmaya devam etti.

1922’de kendi isteğiyle önce Norveç’te, sonra Meksika’da, ardından tekrar Norveç ve İsveç’te Sovyet diplomatik hizmeti üstlendi. Bunu şöyle yorumluyor:

“Tarihte ilk kez olarak bir kadının resmi olarak ‘büyükelçi’ olarak hizmet vermesi nedeniyle, bu atama çok dikkat çekti. (...) Sovyet Rusya’nın yasal olarak tanınmasını ve iki ülke arasında savaş ve devrim tarafından kesintiye uğrayan ticari ilişkilerin yeniden kurulmasını kendime görev edindim. (...) 15 Şubat 1924’te Norveç, SSCB’yi resmi olarak tanıdı.”

Alexandra Kollontay, 1940 Fin-Sovyet barış anlaşmasının müzakerecisi olarak da görev yaptı ve SSCB’ye büyük bir ustalıkla hizmet etti. 1945’te sağlık nedeniyle “emekli” olana kadar diplomat olarak yurtdışında yaşadı. Bundan sonra, 9 Mart 1952’deki ölümüne kadar, Sovyet Dışişleri Bakanlığı’nda danışman olarak görev yaptı.

Kaynak: Unsere Zeit

 

Jenny Farrell:  Berlin/Doğu Almanya'da doğdu. Alman-İskoç-İrlandalı bir ailede iki dilli olarak büyüdü ve doktorasını Humboldt Üniversitesi’nde İngiliz Romantik edebiyatı üzerine yaptı. Otuz yılı aşkın bir süredir İrlanda Galway’de üniversite öğretim görevlisidir.