. .
17.12.2018

28.11.2018 14:59


Kapitalizm küresel kriz; Çıkış yolu işçi sınıf önderliğinde örgütlü mücadeledir!

Birinci emperyalist paylaşım savaşının sona ermesinden yüzyıl sonra insanlık bir kez daha yıkıcı savaş tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Emperyalist orduların depoladığı nükleer, biyolojik, kimyasal silahların dünyayı defalarca yok edebilecek miktara ulaşması, olası bir emperyalist savaşın yaratacağı yıkımı hayal etmeyi bile güçleştiriyor. 

***

Emperyalist-kapitalist sistem en son 2008’de büyük bir sarsıntıyla kendini ortaya koyan ekonomik-mali krizlerini aşmakta aciz olduğunu gösterdi. Marks’ın haklı çıktığını itiraf eden kimi burjuva ekonomistler, bu krizin artık “aşılamayacağını” ancak “yönetilebileceğini” dile getirmek zorunda kaldılar. O tarihten bu yana emperyalist merkezler de Türkiye gibi orta düzeyde gelişmiş kapitalist devletler de “kriz yönetimi”ni esas alan politikalar uyguluyorlar.

“Cin şişeden çıktı”, sistem onu eski yerine gönderemiyor. Yıllardır krizleri yönetmeye çalışan sistemin efendileri, yeni krizler üretmenin ötesine geçemiyorlar. Sadece ekonomik-mali kriz değil yanı sıra ticaret savaşları, nüfuz alanları mücadeleleri, bölgesel savaşların yaygınlaşması gibi yeni kriz alanları ürettiler ya da var olanları derinleştirdiler.  

***

Sistemin çok yönlü krizinin faturası dünyanın işçilerine, emekçilerine, gençlerine, kadınlarına, çocuklarına, ezilen halklarına, göçmenlerine ödetiyorlar. İşsizlik, yoksulluk, barınma sorunu, geleceksizlik gibi sosyal sorunların yanı sıra yıkıcı bölgesel savaşlar, cihatçı çetelerin vahşi cinayetleri, başta Avrupa olmak üzere emperyalist merkezlerde faşist akımların güçlendirilmesi de kapitalizmin krizinin dolaysız sonuçlarıdır.

Emekçilerin sosyal yaşamında yıkıcı sonuçlara yol açan bu sorunlar, sadece bağımlı ülkelerin emekçilerini vurmuyor, emperyalist merkezlerdeki emekçileri de doğrudan etkiliyor. Ortadoğu gibi kan gölüne çevrilen bölgelerin halkları ise en ağır bedelleri ödüyorlar. Bunlarla birlikte diğer bölgelerdeki emekçilerin ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda yaşadıkları sorunlar da günden güne derinleşiyor. Sömürü, eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk gibi sorunların kaynağı olan kapitalist sistem aynı zamanda ırkçılık, yabancı düşmanlığı, faşist akımların güçlendirilmesi gibi ciddi sorun alanları yaratıyor.

***

Sistemin efendileri faturayı emekçilere, ezilenlere ödetme konusunda hemfikir olsalar da, aralarında cereyan eden hegemonya çatışması günden güne şiddetleniyor. Bir yanda nüfuz alanları daralan ABD emperyalizmi, öte yanda Çin ve Rusya gibi yükselen yeni emperyalist güçler var. ABD’den bağımsız bir odak olmaya heveslenen Avrupa’nın emperyalistleri de ekonomik, siyasi, askeri alanlarda birlik sağlayıp hegemonyadan pay almanın telaşındalar.

Kapitalizmin yapısal sorunlarından kaynaklanan kriz, gerilim, çatışma ve hegemonya savaşları, sistemin “olağan” araçlarla yönetme imkanlarını giderek daraltıyor. Ortadoğu’da IŞİD, Türkiye’de tek adama dayalı dinci-faşist rejim, Ukrayna’da faşist çeteler, ABD’de Trump, Avrupa’da neo-Nazi güçler ya da faşist partiler vb... Bunlara küresel ısınmanın, iklim değişikliğinin, ekolojik dengedeki bozulmanın yaratacağı devasa sorunları da eklemek gerekiyor.

***

Tüm bunlar, kapitalist-emperyalist sistemin bütün bir insanlığa yaşattığı felaketleri çözemeyeceğinin, tersine günden güne derinleştireceğinin somut göstergeleridir.

Sorunlar devasa boyutlara ulaşmış olsa da, bu gidişatı tersine çevirmek mümkündür. Sistemin krizlerinin, çatışmalarının bedellerini ödeyen emekçi milyonlar bu gidişata dur diyebilecek biricik güçtür.

Ancak bunun kendiliğinden olamayacağı açıktır. Zira düzenin efendileri son derece örgütlüdür. Tüm baskı ve şiddet aygıtları ellerindedir. Onları dize getirebilmenin yolu, dünyanın ezilen ve sömürülen on milyonlarının da örgütlenmesinden, grevlerde, direnişlerde, mücadele alanlarında omuz omuza mücadeleyi yükseltmesinden geçiyor.

İnsan soyunun ezici çoğunluğunu oluşturan ama buna rağmen sistemin krizlerinin ağır bedellerini ödeyen kitlelerin mücadelesine önderlik edebilecek tek güç işçi sınıfıdır. Nasıl ki, dünyadaki bütün sorunların kaynağı kapitalist düzen ve onun egemen gücü burjuvazi ise, ezilenlerin kurtuluş mücadelesinin önderi de, devrimci partileriyle bütünleşen dünyanın işçileri olacaktır!