. .
17.12.2018

27.11.2018 00:02


İsviçre’de halk oylaması… Sosyal ve siyasal hak gaspları sürüyor

Son yıllarda Avrupa ve bütün dünyada olduğu gibi sosyal haklara saldırılar eşliğindeki siyasal saldırılar ve baskı yasaları İsviçre’de de gündemi meşgul etmeye devam ediyor. En temel insan haklarına ve sosyal kazanımlara saldırılar “halk desteği” ile hukuksal temellere oturtuluyor ve tekellerin emrine sunuluyor.

Dün (25 Kasım 2018) İsviçre’de iki önemli konuda halk oylaması vardı. Biri, gerici faşist İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından gündeme getirilen ve gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra halk oylamasına sunulan, “Yabancı hakimler yerine İsviçre hukuku” (Kendi karar verme inisiyatifi) başlığı taşıyordu. Bu yasa tasarısına göre İsviçre hukuku uluslararası hukukun üstünde olacak. Bu çerçevede, İnsan Hakları Sözleşmesi de dahil imzalanan bütün uluslararası anlaşmalar feshedilecek.

Bu yasa önerisine karşı harekete geçen sol çevreler ve ilerici hukukçular, geniş bir kamuoyu yaratarak, yasa tasarısının halk oylamasında yüzde 66,2’lik bir oranla reddedilmesini sağladılar. Bunun reddedilmesinin en önemli sebeplerinden biri ebette ki en masumane insan haklarına alenen yapılan saldırı olsa da, diğeri de söz konusu tasarının İsviçre kökenli uluslararası tekellerin işine gelmiyor olmasıdır. Bu nedenledir ki, İsviçre hükümeti ve uluslararası tekeller kesenin ağzını açmakta cömert davrandılar ve elbette ki insan haklarına yapılan bu saldırıyı kendi çıkarlarınca da kullandılar.

İkinci halk oylaması ise sosyal güvenlik fonlarının suistimalinin dedektiflerce izlenmesini mümkün kılan yasa tasarısına dairdi. “Sosyal Güvenlik Gözetim Yasası” diye tabir edilen bu yasaya göre, işsizlik kasasından geçinen işsizler, malulen emekli olanlar, sosyal yardım alanlar, kaza geçirip kaza sigortasından para alanlar, hastalık nedeni ile raporlu olanlar detektifler aracılığı ile takip edilerek fotoğraflanabilecek, videoya alınabilecek ve sesleri kaydedilebilecek. “Durumları hakkında bilgi alma adı altında” insanların evlerine girilebilecek ve özel yaşamları kontrol edilebilecek. 

Daha yasa tartışma aşamasında iken, yasa karşıtı insan hakları savunucularından, hukukçu ve sol çevrelerden oluşan “Vatandaş İnisiyatifi” adlı bir oluşum ortaya çıkmıştı. Bu oluşum, yasa parlamentodan geçerse referanduma gideceklerini önden açıklamıştı.

Bu yasanın baş mimarlarından biri de SP’li (Sosyal Demokrat Parti) İçişleri Bakanı Alain Berset idi. Buna rağmen parlamentoda SP’liler, Yeşiller ve tek tek bazı parlamenterlerle birlikte yasaya karşı oy kullandılar. Ama yasa parlamentodan geçtikten sonra yasaya karşı referanduma gidileceğini önceden duyuran Vatandaş İnisiyatifi’ne desteklerini resmi olarak dile getirmedikleri gibi, referandum süreci boyunca da anlamlı bir destek sunmadılar.

Bu yasa tasarısı birincisinin aksine İsviçre devletinin ve uluslararası tekellerinin işine geldiği için yasallaşması için de kesenin ağzını açmakta da elbette cömert davrandılar.

Bu koşullarda halk oylamasına sunulan yasa yüzde 64,7 ile kabul edildi. Tarihsel mücadelelerle ve bedeller ödenerek elde edilen bir hak daha sosyal fonların suistimali adı altında gasp edilmiş oldu.

Son yıllarda Avrupa ve bütün dünyada olduğu gibi sosyal haklara saldırılar eşliğindeki siyasal saldırılar ve baskı yasaları İsviçre’de de gündemi meşgul etmeye devam ediyor. En temel insan haklarına ve sosyal kazanımlara saldırılar “halk desteği” ile hukuksal temellere oturtuluyor ve tekellerin emrine sunuluyor.

Bu örnekte de görüldüğü gibi mücadele edilerek, bedeller ödenerek elde edilen en temel haklar bile, ancak mücadele edilerek korunabilir. Hukuksal dayanakların burjuvazinin işine geldiği sürece bir işlevi var. Gelmediği durumda ise o hukuksal dayanağa en başta kendileri uymamakta çekince görmüyorlar.

Kızıl Bayrak / İsviçre