. .
21.05.2022

04.04.2022 12:33


Almanya'da sendikal bürokrasi burjuvazi ile "savaş cephesi"nde kol kola!

K. Ali

Ukrayna savaşıyla birlikte açılan yeni dönem, burjuva düzen partilerinde ve devlet politikalarında kırılmalara yol açtı. 

Avrupa’da şimdilik Ukrayna ile sınırlı olsa da, sözün yerini silahların almasının ilk kurbanı Almanya’da Die Linke (Sol parti) oldu. Zaten ihanet içerisinde olan Sol parti ve SPD’ye yakın sendika bürokrasisi, savaş destekçisi bir tutum alarak daha da gerilere savruldu. Kapitalist tekellerin örgütleriyle ortak bir açıklama yaparak, Alman emperyalizminin saldırganlığına “katkımızı yapmaya hazırız” demiş oldular.

IG Metall (Metal Sendikalar Birliği) başkanı Jörg Hofmann ile Alman Sanayiciler Birliği (BDI) başkanı Siegfried Russwurm’un 1 Mart’ta yaptıkları ortak açıklama, Alman solu tarafından da haber-yorumlara konu edildi.

Yaptırımlara “şiddetli” destek!

İşçi hareketini kontrol altında tutarak tekellere yaptıkları hizmetler karşılığında şirketlerin yönetim kurullarında yer verilen sendika bürokratları, aldıkları bu rüşvetle lüks bir yaşam sürüyorlar. Yanı sıra sınıfın hak arama mücadelesinde grev silahını kullanmanın bir imkânı olması gereken işçi fonları da sendika bürokrasisi tarafından yağmalanıyor.

IG Metall başkanı ile Alman Sanayiciler Birliği başkanı, 1 Mart’ta yaptıkları ortak açıklamada, “Sanayinin Geleceği” ittifakının kurucu ortakları olarak, “Federal Hükümet, Avrupa Birliği ve batılı müttefikler tarafından Rusya’ya uygulanan yaptırımları şiddetle destekliyor” vurgusuyla birlikte şunları söylediler:

“Vladimir Putin’in Ukrayna’da demokrasiye karşı yürüttüğü saldırganlık savaşı, Ukrayna halkı için inanılmaz insani acılara neden oluyor. Bu savaş, özgürlük, insan hakları, kendi kaderini tayin hakkı ve adalete dayalı Avrupa barış düzenine eşi görülmemiş bir saldırıdır. Dayanışmamız Ukrayna halkıyladır.”

Haksız ve gerici savaşlar, çıkarları birbirine zıt iki temel sınıfa bölünmüş olan kapitalist toplumun bütün sınıfları için aynı sonuçları yaratmıyor. Savaşların ekonomik yükleri ve insani acıları öncelikle işçi sınıfı ve emekçilere fatura edilirken, başta silah tacirleri olmak üzere kapitalist tekellerin hanesine büyük kârlar olarak yazılıyor. Her bölgesel kriz, gerilim ve çatışmada olduğu gibi Rusya’nın, NATO’nun kuşatma kışkırtması sonucu başlattığı Ukrayna savaşının sonuçları da aynı oldu. Büyük miktarlarda silah satışı gerçekleştiren ve yeni sözleşmelere imza atan silah tekellerinin borsalardaki kağıtlarında rekor artışlar gerçekleşti.

Savaşın faturası işçi sınıfına yüklenirken sendika şefleri sessiz

IG Metall şefleri, savaşa yol açan emperyalist-kapitalist düzeni mahkûm edip savaşa karşı mücadele etmeleri gerekirken, tekellerin CEO’larıyla kol kola girip “aynı gemi”nin lüks kamaralarında seyahat ediyorlar. Oligarklara değnekçilik yapma ayrıcalıklarını yitirmemek için ruhlarını satan bürokratlar, silah tekelleri de dahil büyük kapitalistlerle aynı söylemi paylaşıyorlar. “Bu yaptırımlar aynı zamanda Alman şirketleri ve çalışanları için politikacılarla birlikte mümkün olduğunca hafifletmemiz gereken dezavantajlara da yol açabilir. Sürdürülebilir ekonomik başarının ancak barış, özgürlük ve demokrasi temelinde sağlanabileceğine inanıyoruz ve katkımızı yapmaya hazırız” sözleriyle, tekellerin düzenine biat ettiklerini bir kez daha teyid ediyorlar.

IG Metall şefi savaşın otomobil endüstrisi üzerindeki yıkıcı etkilerinin Almanya’da hissedilmeye başladığı sırada bunları söylüyor. İlk dalgada Wolfsburg’da VW, Leipzig’de Porsche, Leipzig ve Regensburg’da BMW, Sindelfingen’de Mercedes S-Serisi’nde üretim aksamaya başladı ve şimdiden 7 bin işçi işsiz kaldı. Otomobil tedarikçisi Leoni’nin Ukrayna’daki fabrikalarını kapatmasına bağlı olarak başlayan üretim kesintilerinin giderek artması bekleniyor. Savaşın faturası ücret kayıpları veya hafta son mesailerinden yapılan kesintilerle ödetiliyor. Sendika şefi Hofmann, sendikanın üyesi işçilerin işsiz kalmasının ve ücret kayıplarının lafını bile etmiyor.

Emperyalist Alman devletinin ağzıyla konuşan sendika bürokratları “Putin’in saldırganlık savaşından” söz ediyor, ABD ve NATO’nun savaş suçlarının ise adını anmıyor. Bu arada AB’nin “tahıl ambarı” olan ve zengin hammadde kaynakları bulunan Ukrayna’nın halkının neden Avrupa’nın en yoksul halkı olduğu gerçeği de görmezlikten geliniyor. Rusya’ya verdiği sözlere rağmen NATO’nun genişleme politikasında ısrar ederek savaşın çıkmasına neden olduğu gerçeği de onları ilgilendirmiyor.

ABD ve Avrupalı emperyalistlerin Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Yemen’e, Ukrayna’dan Afrika’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya uzanan birçok ülkeyi işgal etmelerine, halkları katletmelerine itirazları yok bu yozlaşmış bürokratların. Şili’den Türkiye’ye, Endonezya’dan Filipinler’e, İran’dan Venezuella ve Bolivya’ya birçok ülkede faşist askeri darbeler gerçekleştiren ABD ile suç ortaklarına hiçbir şey demiyorlar. Filistin ve Kürt halkına çok gördükleri “halkların kendi kaderini tayin hakkını” Ukrayna’daki “mavi gözlü, sarı saçlı, beyaz tenli” Neonazi çeteler sözkonusu olduğunda, tam bir arsızlıkla istismar ediyorlar. 

Sendikaların tepesine çöreklenerek işçi fonlarını saltanat sürmek için kullanarak suç işleyenlerin geleceği bu düzenin ayakta kalmasına bağlıdır. İşçi sınıfının basit ekonomik mücadeleleri için bile mecalleri kalmayan bu hainler, enerjilerini Alman Sanayiciler Birliği ile “Sanayinin Geleceği” ittifakını kurmak için harcıyorlar. İşçi ücretlerinin düşürülmesi, esnek çalışma ve taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılması, emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi sınıfın yakıcı sorunlarıyla ilgilenmiyor ama “sürdürülebilir ekonomik başarıya katkı sunmaya hazır” olduklarını bildiriyorlar.

Oportünizmin tarihsel ihanet şeceresi

Çürümüş Alman sendikal hareketinin bu ihaneti ne ilktir ne de son olacaktır.

Büyük Ekim Devrimi ile Alman Kasım Devrimi’nin yenilgiye uğratılması için İngiliz hükümetinin temsilcisi Monasguet ile Alman sosyal demokrat sendika lideri August Winnig arasındaki iş birliği görüşmesi, bu hainlerin suç şeceresinin sadece bir bölümüdür. Kasım Devrimi’ne ihanet ederek kanla boğulmasını sağlayan bu hainler, Ekim Devrimi’ni boğmak için de İngiliz askerlerini Almanya’ya işgalci güç olarak davet etmişlerdir.

KPD’nin (Almanya Komünist Partisi) 31 Aralık 1918 kuruluş kongresinde yaptığı konuşmada Rosa Luxemburg, ele geçirdikleri bir karşı-devrimci belgeyi açıklar:

“Yoldaşlar, Riga’da halen neler olduğunu değerlendirmenizi sağlayacak belgeler var elimizde. Bütün mesele, Alman Sosyal Demokrat ve sendika lideri August Winnig ile işbirliği yapan 8. Ordu karargahından kaynaklanıyor” diyerek açıkladığı anlaşma metninden aktarılanlar, bu hainlerin işlediği suçların küçük bir bölümüdür. Sözkonusu anlaşmada diğer şeylerin yanı sıra şunlar da yer almaktadır:

“3) Alman ve Letonyalı askerler de dahil olmak üzere Bolşeviklere karşı savaşan birliklerin bugünkü mevcutlarını bildiren bir rapor, görevli İngiliz kurmay subayına iletilmelidir...

4) Bolşeviklerin aşağıda belirtilen yerleri ele geçirmelerini ve ... yerleri içine alan çizginin ötesine geçmelerini engellemek için buralarda yeterli bir savaş gücü silah altında tutulmalıdır.

5) Bolşeviklerin saldırılarına karşı Riga-Libua arasındaki demiryolunun güvenliği sağlanmalı ve İngilizlere ait bütün malzeme ve postaya ... tercihli geçiş hakkı tanınmalıdır.”

Bunları bir dizi başka talep izliyor ve sıra Alman yetkilisi Bay Winnig’in verdiği cevaba geliyor:

“... bir hükümetin, yabancı bir devleti topraklarını işgal etmeye devam etmesi için zorlaması, pek alışılmadık bir şey olmakla birlikte, biz bu durumda bunu kendimiz istemekteyiz.” (Spartakistler ne istiyor, R. Luxemburg, s.156-157)

İngiliz gemisinin güvertesinde Alman ordusundan bir görevlinin de bulunduğu görüşmede Alman Sosyal Demokrat Partili sendika lideri August Winnig’in ihanetini, “Bunların yaptığı bir karşı-devrimdir” diye değerlendiren Luxemburg şunları söyler:

“Bunun Ebert-Scheidemann hükümetinden geldiğini artık biliyoruz. Yoldaşlar! Winnig üzerine birkaç söz daha edelim. Bir sendika liderinin böyle siyasal hizmetlerde bulunması bir tesadüf değildir. Alman sendika liderinin ve Alman Sosyal Demokratlarının, dünyanın şimdiye dek tanıdığı en rezil ve en alçak kişiler olduğunu rahatça söyleyebiliriz...”  “Kendi ... Alman Ceza Yasasına göre bu kişilerin yeri, cezaevi... Çünkü Alman Ceza Yasasına göre, yabancıların hizmetine Alman askeri toplamaya kalkışmak, hapisle cezalandırılacak bir suçtur.” (age, s.158)

Oportünizmin güncel versiyonu

Sendikal bürokrasi ve buradan beslenen oportünizmin olgunlaşıp çürüyerek karşı devrimci mevzilere geçmesi sadece bir zaman sorunudur ve sınıf çatışmasının kesinleşmesi oportünizmin karşı devrime giden yolunu daha da kısaltmıştır.

IG Metall şefi Hofmann’ın BDI şefi Russwurm ile birlikte Batı emperyalist blokun arkasında olduklarını ortaya koyan, işçi sınıfı ve emekçi halklara karşı savaş ilanı anlamına gelen açıklamasını değerlendiren MLPD’nin yayın organı Rote Fahne (Kızıl Bayrak), sendikal bürokrasinin bugün de sergilediği ihanetten oldukça naif sonuçlar çıkarmaktadır

Rote Fahne’nin açıklamaya ilişkin haber-yorumu, “açıklama, Başkan Putin yönetimindeki yeni emperyalist Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik barbarca saldırısına ilişkin fabrikalardaki işçilerin endişe ve korkularıyla başlıyor” gibi sorunlu bir girişle başlıyor. “Sorunlu” diyoruz zira sendika bürokratları “fabrikalardaki işçilerin endişe ve korkuları”nı kirli amaçlarını gizlemenin, işçileri kapitalist tekellerin peşine takmanın nesnesi yapıyorlar. 

İkilinin kirli amaçlarını gizlemek için başvurduğu “Dayanışmamız Ukrayna halkıyladır” demagojisini teşhir etmesi gerekirken Rote Fahne, “IG Metall liderliğinin savaşa karşı tavır alması memnuniyetle karşılanmalıdır” gibi, anlaşılması mümkün olmayan bir değerlendirme yapıyor. Eğer burada savaşa karşı “memnuniyetle” karşılanacak bir tavır alış varsa, duyulan bu “memnuniyet”in, “Sanayinin Geleceği” ittifakının kurucu ortaklarından biri olan BDI’den neden “esirgendiği” de anlaşılamıyor!

Ortak açıklamadan sendikal bürokrasi payına olumlu bir sonuç çıkartma kaygısıyla yapılan sorunlu girişten sonra, açıklamaya dair her değerlendirme sorunu daha karmaşık hale getiriyor. 

“Dayanışmanın, Rusya’da Putin’e karşı cesurca sokaklara çıkanları ve Putin’in savaşın yükünü omuzlarına yüklediği geniş kitleleri de kapsamamasının bir eksiklik” olduğunu belirten Rote Fahne, “dayanışma”nın Rusya halkını da kapsaması gerektiği gibi akıl dışı bir temennide bulunuyor. Dünyanın hiçbir yerinde aklı başında bir devrimci veya sınıf bilinçli bir işçinin silah tekellerini da çatısı altında birleştiren BDI gibi kapitalistlerin örgütlerinden “dayanışma” beklentisi yoktur ve olamaz. Devrim ve sosyalizm gibi temel bir sorunu ve programı olanlar, BDI ve onun kanatları altına sığınan IG Metall şeflerinin sahte “dayanışma” gösterilerine aldanmaz, onları devrimci savaşlarının hedefleri olarak ilan etmekte tereddüt göstermezler. 

“Ancak açıklamada sadece ‘Vladimir Putin’in saldırganlık savaşından’ söz ediliyor; NATO’nun açık vaatlere aykırı olarak gerçekleştirdiği ve bu durumu körükleyen agresif doğuya doğru genişlemesine dair tek kelime yok” denilerek, açıklamadaki “kusur”a vurgu yapıldıktan sonra sadede geliniyor.

MLPD’nin onursal başkanı Stefan Engel’in “Burjuva ideolojisinin ve oportünizmin krizleri” broşürüne atıfta bulunan Rote Fahne yazarı, şu alıntıyı aktarıyor: "Krizlerde, maliyetler ve yükler kitlelere yüklendiğinde, burjuvazi devrimci gelişmelerle mücadele ederken ya da savaşa giderken - kısacası: çelişkiler yoğunlaşır, oportünizm yasal olarak sosyal-şovenizme dönüşür. Yol gösterici ilkesi, işçi sınıfının burjuvazinin ulusal sınıf çıkarlarına tam olarak tabi kılınmasının propagandasıdır.”

Teorik olarak genel planda doğru olsa da, sıra güncel politikaya, somut olarak karşımızda duran sendikal bürokrasinin “işçi sınıfını burjuvazinin ulusal sınıf çıkarlarına tam olarak tabi kılınmasının propagandası” saldırısına karşı açık ve net tavır almaya gelince, bu saptamanın Rota Fahne yazarı için bir anlamının olmadığı görülüyor. “Bildirinin argümanı, oportünist sendika liderleri ile egemen tekeller, onların hükümetleri ve NATO arasında bir ateşkes anlamına mı geliyor?” sorusunu soran Rote Fahne yazarı, nedense soruyu yanıtsız bırakıyor.

Daha önemlisi, sendikal bürokrasisinin sınıflar savaşında oynadığı karşı-devrimci rolü yerli yerine oturtarak, sendikal bürokrasiyi tarihsel suçlarıyla birlikte mahkum etmesi gerekirken, bundan kaçınıyor.

En azından son yarım yüzyılda Almanya’da “oportünist sendika liderleri ile egemen tekeller, onların hükümetleri ve NATO arasında” hiçbir savaş yaşanmadı. IG Metall şefinin kapitalist tekellerin en saldırgan örgütü olan BDI ile birlikte yaptıkları ortak açıklama neden “oportünist sendika liderleri ile egemen tekeller, onların hükümetleri ve NATO arasında bir ateşkes anlamına” gelsin ki? Ayrıca sendika şeflerinin bu tutumu yeni değil ki.

“Ateşkes” olabilmesi için tarafların savaşa tutuşmuş olmaları gerekmiyor mu? IG Metall on yıllardır işçi sınıfının çıkarları uğruna kapitalist tekellere karşı bir savaş yürütmek yerine alevlenme potansiyeli taşıyan işçi hareketlerini söndürmeyi kendisine vazife edinmiştir. MLPD ve Rote Fahne’nin çok iyi bildiği ve tarafı oldukları Bochum’daki Opel işletmesinin kapanmasına karşı işçilerin verdiği mücadelede yaşananlara karşı IG Metall şeflerinin aldığı tutum, Opel kapitalistleriyle savaşa tutuşmak değil utanç verici bir teslimiyet olmuştur.

Her şey bir yana, “sendika lideri” olarak anılan birinin kapitalistlerin örgütüyle “ortak açıklama” yapması tam bir skandaldır. Burada yapılması gereken (madem “savaş” sözcükleriyle konuşuyoruz) “ortak açıklama”ya cepheden saldırıp “yaylım ateşine” tutmak olmalıydı. Açıklamanın şurası “eksik” burası “eğik” demek yerine, sendikal bürokrasinin tarihsel ve güncel suç şeceresini ortaya dökerek, çok yönlü teşhir faaliyetinin konusu yapmak ve öncelikle ileri işçileri bu konuda aydınlatmak olmalıydı. 100 milyar Avroluk ek fon ile GSMH’nın yüzde ikisini silahlanmaya ayıran, nükleer güç olma hedefini yüksek perdeden ilan eden hükümete ve düzen partilerine tek kelime etmeyen bir açıklamanın “eksiklikleri”ne işaret etmek, işçi sınıfını devrimci amaçlar doğrultusunda örgütleme iddiasında olan parti ve yayın organlarının işi olabilir mi?

MLPD Merkez Komitesi’nin Ukrayna savaşına dair yaptığı “Rusya ve ABD/NATO: Ukrayna’dan elinizi çekin!” başlıklı açıklamasında şu çağrı yer alıyor: “MLPD tüm barışsever insanları zihinleri açık tutmaya, proleter sınıf bakış açısına sahip olmaya, savaş çığırtkanlığı yapanlarla ‘ulusal birlik’ yemini etmemeye ve savaş histerisine kapılmamaya çağırıyor!”

Bu çağrının karşılık bulmasının yolu, sendika bürokrasisinin “fabrikalardaki işçilerin endişe ve korkularıyla” oynayarak onları aldatmalar karşısında ilkeli bir devrimci aydınlatma faaliyetinin örgütlenmesinden geçiyor.  

Kapitalist sistemin efendileri ile onların işçi sınıfı içerisindeki kâhya başlarına en iyi cevabı 24 Şubat’ta Stuttgart’ta düzenlenen savaş karşıtı mitingde konuşan bir Mercedes işçisi vermiştir: “İşçiler işçilere ateş etmez. Düşüncelerimiz Donbass’taki madencilerle veya Rus otomobil işçileriyle aynı. Onlar bizim işçi birimimizdir. Bu tür emperyalist savaşlar küçümsenmelidir. Fabrikada birçok milletten işçi aynı amaç için el ele çalışıyor. Bu dayanışmanın geleceği vardır!” 

Bu geleceği kazanmanın yolu kapitalist tekellere karşı mücadeleyi sendika bürokratlarına karşı mücadeleyle birleştirmekten geçiyor.

kaynak: www.kizilbayrak.net