. .
26.02.2020

10.05.2014 13:12


Barcolena'ya CGT Binası'ndan bakmak

Otomotiv İşçilerinin Uluslararası Kongresi’ni Hazırlama Toplantısı başladı. Toplantıya katılacak bir okurumuzun Barcelona'dan ilk izlenimlerini sunuyoruz.

Otomotiv İşçilerinin Uluslararası Kongresi’ni Hazırlama Koordinasyon Komitesi’nin toplantısına katılmak için bugün (7 Mayıs) günü ICOG üyesi A. Rençber arkadaşımızla saat 09.00 civarında Barcelona Havaalanı’na iniş yaptık. Havaalanında bizi karşılayan İspanyol arkadaşlarımız toplantının yapılacağı CGT Binası’na getirdiler.

CGT’nin de bulunduğu bina eski Barcelona’da yer alıyor. 9 Katlı binanın en üst katında biz ilk gelenler İspanyol arkadaşlarımızla kahvemizi içerken laflamaya başlıyoruz. Komitenin bütün üyelerinin ancak bu akşam Barcelona’ya ulaşacaklarını öğreniyoruz. CGT Binası tam anlamıyla muhalif bir konumda biliniyor. Daha binanın çevresine adımınızı atar atmaz muhalif bir bölgede bulunduğunuzu hissediyorsunuz. Afişler, bildiriler ve duvar yazıları gelenleri karşılıyor. Binanın 9. katından Barcelona’nın manzarasını izliyoruz. Değişmez ve insanlığın tek ortak dili olan el kol hareketleriyle Barcelona tarihi hakkında geniş bilgi alıyoruz!

Anladığımız o ki, Barcelona 1917’den sonra hızla büyüyen bir kent olmuş. Ve bugün futboluyla ve sokak eylemleriyle olduğu kadar kendisine çektiği geniş turist kitlesiyle, turistik bir kent olma ününe de kazanmış. CGT Binası’nda Bask ve İspanyol dilinde hazırlanmış bildiri ve afişler aynı masa ve duvarları süslüyorlar. Diller farklı olsa da aynı çizgide, muhalif olmakta buluşuyorlar. CGT ve daha birçok sendikaya ev sahipliği yapan bu bina, Franko faşizmi döneminde rejim yanlısı sendikanın işgalinde bulunuyormuş. Franko faşist diktatörlüğünün yıkılmasını talep eden sürede sendikalar bu binayı işgal ederek kendi tasarruflarına açmışlar. Elbette bu binanın elde edilmesi sert mücadeleler sonucunda sağlanabilmiştir. Değişik sendikalara ev sahipliği yapmaya başlayan binanın 9. katı CGT tarafından işgal edilerek bu binada kendileri için bir alanın açılmasını sağlamışlar.

Kısacası, Greif direnişi sürecinde çokça duyduğumuz yasadışı “suçlamasına” prim vermeyen sendikalar ve bu arada CGT Sendikası da tam da reformist çevrelerin ve sendikal bürokrasinin lanetledikleri yolu, yasadışı yolu tutarak ve dişe diş bir mücadeleyle bu binanın kullanım hakkını elde etmişler. Bir CGT aktivistinin söylediği gibi, “yıllarca bu binada gayrı-yasal olarak gece gündüz kalmışlar. Greif işçilerinin tuttuğu yol bundan ne fazla ne eksik.

İspanya işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları ağırlaşıyor. İspanyol arkadaşlarımızla süren sohbetimizden öğrendiklerimiz bize bu ülke emekçilerinin çalışma ve yaşam koşulları hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor. Televizyonda, parlamentoda süren tartışmalardan kesitler veriliyor. Arkadaşımız, süren tartışmanın metal işkolunda çalışan 700 bin işçinin kaderiyle ilgili olduğunu söylüyor. 700 bin metal işçisinin işten atılmasını tartışıyorlarmış. Arkadaşımız ekliyor: Kriz derinleştikçe kapitalistlerin kârları da arttı. Sosyalist ve halk partisi olsun fark etmiyor, hepsi Merkel’in emrine bakıyorlar. Gayri ihtiyari de olsa gözlerimiz bir anda Alman arkadaşımıza kayıyor. Alman kadın arkadaşımız, sanki suçlu kendisiymiş gibi mahcup bir şekilde hak veriyor. İspanyol arkadaşımızın verdiği bilgiler suratımıza çarpmaya devam ediyor.

Krizin başlayıp derinleşmesine paralel olarak ülkedeki kanser hastalığı ikiye katlanmış. Doğru mu anladık diye bilgiyi tekrarlatıyoruz, sonuç değişmiyor. Burjuvazi azami kâr hırsı uğruna işçileri ve emekçileri ölümcül hastalığın pençesine terketmiş. İşten atılması planlanan 700 bin metal işçisinin bu yok edici vebanın yayılmasını nasıl hızlandıracağını düşünmek bile insanı çileden çıkarmaya ve bu barbarlık dünyasına karşı kavgayı yükseltmesi için fazlasıyla gerekçe sunuyor. Örgütlenme ve mücadeleyi birleştirmenin zamanıdır.

Aslında bu yazıda sizlere bu kentin güzelliklerinden, tarihi dokusunun az çok korunduğundan, Kristof Kolomb’un kent merkezinde dikilen heykelinin önünden geçerken denizi hedef gösteren duruşundan bahsederek biraz neşeli konulara dokunacaktık. Ne ki, 9. kattan Barcelona’nın güzelliklerini izlerken duyduğumuz bu toplumsal gerçekler bize bir kez daha sermayenin egemenliği sürdükçe işçi ve emekçilerin payına bu güzelliklerden çok hastalık ve yoksulluğun düştüğünü hatırlatıyor.

Kentin denizle birleşen o güzelim manzarasının tadı yerini kekremsi bir tada bırakıyor. Ve bir kez daha anlıyoruz ki, bu sistemde bizlerin payına kavga düşüyor. Denizle çevrili bu güzelim kentte işçilerin ve emekçilerin yaşama hakkı gasp edilmiştir. Oturulabilecek iki üç odalı bir evin kirası 800 avrodan başlıyor. Eğer iş bulabilirlerse işçilerin aylık ücretleri de 700-800 avro civarında değişiyor. Arkadaşımızdan öğreniyoruz ki, ev kirasını ödeyemeyen işçiler ve emekçiler yakınlarının yanına sığınmakta çareyi buluyorlar.

Bir kez daha insan işçi sınıfının uluslararası örgütlenmesinin de hızla geliştirilerek, en azından burjuva medyanın gizlediği gerçeklerin yayılmasını sağlamanın bile zorunlu olduğunu gösteriyor. Zira bilgi paylaşıldıkça ve kavrandıkça maddi bir güce dönüşür. Yarın sabah resmen başlayacak olan toplantıların sonunda belirlenen hedeflerin azamisini gerçekleştirmek, kapitalist sisteme karşı mücadelenin ilerletilmesi için bir zorunluluk olarak işçilerin önünde duruyor.