. .
20.11.2018

05.08.2018 11:29


Küba, anayasa, sosyalizm… - E. Bahri

Bir “geri adım”dan söz etmek mümkündür. Ancak bunu, “Küba sosyalizmden vazgeçip kapitalizme dümen kırıyor” diye nitelemek de gerçeği yansıtmıyor. Nitekim komünist partisinin bazı yetkilileri özellikle bu noktaya dikkat çekerek, yapılan değişikliklerin parti çizgisinin değiştiği ya da sosyalizmden vazgeçildiği anlamına gelmediğini vurguluyorlar. Bu arada yeni anayasa taslağında da komünist partisinin öncü rolü de sosyalizmin vazgeçilmezliği de vurgulanıyor.

“Adayı kapitalizme teslim edeceğimize batırırız!” (Fidel Castro)

Küba parlamentosunun oy birliğiyle kabul edip tartışmaya açtığı anayasa taslağı, uluslararası alanda geniş yankı yarattı. Taslakta komünizm hedefinin yer almaması, medya tekelleri tarafından özellikle öne çıkarılıyor. Ortada henüz onaylanmış bir anayasa yok. Zira doğrudan demokrasinin uygulanabildiği Küba’da hazırlanan taslak, Fidel Castro’nun doğum günü olan 13 Ağustos’ta başlatılıp 15 Kasım’a kadar geniş emekçi yığınların da katılımıyla tartışılarak son şeklini alacak, sonrasında ise halk oylamasına sunulacak.

Taslağın kabul edilmesi, bir eğilime işaret ediyor. Tartışmalarda taslağın belli değişikliklere uğrayacağını, ardından büyük bir çoğunlukla kabul edileceğini öngörmek mümkündür. Çünkü taslak halka dayatılmış değil, ön süreciyle de halkın onayından geçmiş olacaktır. Önemli kararların tartışılarak son şeklini alması, Küba’da sosyalizmin kuruluşu yönünde sergilenen uzun soluklu kitlesel direnişin önemli kazanımlarından biridir.

“Komünizm heyulası”

Medya tekellerinin adeta zil takıp oynamasına neden olan şey, “komünist bir toplum inşa etme hedefi” ifadelerinin yeni taslakta yer almamasıdır. Bu noktanın özellikle öne çıkarılması dikkat çekicidir. Görünen o ki devrimci komünist partilerin verili koşullardaki zayıflıklarına rağmen, kapitalist emperyalist sistemin ağababalarının halen tek korkusu “komünizm heyulası”dır.

Bunu, sistemin ağababalarının tarihsel deneyimleri ve derin bir sınıf bilinciyle donanmış olmalarıyla izah etmek mümkün. Çünkü ekonomik-sosyal yıkımın yanı sıra, dünyanın ekolojik dengesini de bozan vahşi kapitalizmi, halen komünizm dışında tehdit eden bir ideoloji, bir felsefe, bir teori, bir bilimsel yöntem, bir devrimci çizgi yoktur. Bu olgu, olaylara stratejik bakan tekelci kapitalistler medyasının neden zil takıp oynadığını açıklıyor.

Bir geri adım mı?

Komünist bir toplum inşa etme ifadesinin yer almamasının yanı sıra anayasa taslağında dikkat çeken başka vurgular da var. Küçük işletmeler için mülkiyet hakkı, serbest piyasaya alan açılması, yabancı sermaye yatırımlarının kolaylaştırılması gibi yeni önlemler bunlardan bazıları. Gerçekte bunlar belli sınırlarda da olsa pratikte mevcuttur. Yine de bu adımla hem yasal bir statü kazanıyor hem yaygınlaşması kolaylaştırılıyor.

Bunları tamamlayan siyasi düzenlemeler de taslakta yer alıyor. Örneğin iktidarın siyasal yapısında belli değişiklikler ön görülüyor. Taslakta devlet başkanı seçilecek kişinin 60 yaşından gün almamış olması, seçilme hakkının beşer yıllık iki dönemle sınırlanması gibi düzenlemeler var. Devlet başkanının yanında artık hükümet başkanı/başbakan da olacak. Ayrıca devlet başkanı artık devlet konseyi ve bakanlar kuruluna başkanlık etmeyecek. En yüksek yürütme organı olan devlet konseyinin başkanlığını parlamento başkanı üstlenecek.

Bazı çevreler bu değişiklikleri, Küba’da “kuvvetler ayrılığı” alanında önemli bir gelişme olarak niteliyor. Bundan hareketle artık Küba’nın “tek parti devleti”, “tek adam yönetimi” suçlamalarına maruz bırakılamayacağı ifade ediliyor.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde, Küba yönetiminin dünya kapitalist sistemi nezdinde daha “makbul” bir görüntü yaratma kaygısıyla hareket ettiği iddia edilebilir. Zira kullanılan dil de, tanımlamalar da burjuva terminolojiye aittir.

Bu açıdan bakıldığında bir “geri adım”dan söz etmek mümkündür. Ancak bunu, “Küba sosyalizmden vazgeçip kapitalizme dümen kırıyor” diye nitelemek de gerçeği yansıtmıyor. Nitekim komünist partisinin bazı yetkilileri özellikle bu noktaya dikkat çekerek, yapılan değişikliklerin parti çizgisinin değiştiği ya da sosyalizmden vazgeçildiği anlamına gelmediğini vurguluyorlar. Bu arada yeni anayasa taslağında da komünist partisinin öncü rolü de sosyalizmin vazgeçilmezliği de vurgulanıyor.

Belirleyici olan yasalar değil mücadeledir!

Vurgulamak gerekiyor ki, -Lenin’in dikkat çektiği gibi- “küçük üreticilik her gün yeninden kapitalizm üretir.” Bundan hareketle adanın kapitalizme teslim edileceği elbette iddia edilemez. Bununla birlikte kapitalizmin “küçük üreticilik” ya da “yabancı sermaye yatırımları” kılığında adaya sızdığını da göz ardı etmemek gerek. Sürecin yönünü ise anayasa maddelerinde yapılan değişiklikler değil, uluslararası konjonktürle ekonomik, sosyal, siyasal süreçlerin gelişim seyri belirleyecektir.

Küba kuşatma altında ve kapitalist emperyalist haydutlar tarafından teslim alınmak isteniyor. Ama bu yeni bir durum değil. Devrimin zafere ulaşması da devrimin savunulması da hem komünist partinin hem emekçi kitlelerin bilinçli ve kararlı direnişiyle başarılmıştır. Bugüne kadar direnen partinin ve emekçilerin, haydut takımı karşısında havlu atacağına dair bir veri bulunmuyor. Elbette sınıflar mücadelesi hem içeride hem dışarıda devam edecektir. 59 yıldır devrimi ayakta tutan iradenin kazanımlarını korumak için tüm gücüyle direneceği de aşikardır…