. .
17.12.2018

28.07.2018 10:09


Siyonist rejim histeri-açmaz ikileminde

Siyonist rejim, başta Yahudiler olmak üzere Ortadoğu halkları için halen ciddi bir tehdit oluşturuyor. Nükleer dahil son teknoloji ürünü silahlarla donanmış olan bu rejim dize getirilene kadar bölgede gerçek bir barışın sağlanması olası görünmüyor. Rusya’nın önerdiği “çözüm” planının işe yarayıp yaramayacağını önümüzdeki süreç gösterecektir. Yine de kesin olan bir şey varsa o da Filistin başta olmak üzere bölge halklarının işgale ve yayılmacılığa karşı direnişlerinin devam edeceğidir…

Filistin halkının başlattığı “geri dönüş hakkı” eylemleri her Cuma günü gerçekleştirilmeye devam ediyor. Eylemler ilkin her gün, belli bir aşamadan sonra ise haftada bir İsrail sınırına yürüyüş şeklinde yapılıyor. Her eyleme kurşun ve gaz bombalarıyla saldıran işgalci İsrail ordusu 120’yi aşkın Filistinliyi katletti. Yaralıların sayısı ise 3 bini aştı. İsrail’in bu gözü dönmüş saldırganlığı, Filistin halkının direniş azmini kıramadı. Direniş İsrail’in aczini derinleştirirken, saldırganlığını da arttırdı.

İsrail ordusu sadece sınıra yürüyenlere saldırmıyor, bazen de savaş uçaklarıyla Gazze şeridini bombalıyor. Doğu Kudüs, Batı Şeria ve 1948 Filistinlilerini hedef alan kitlesel tutuklamalar da gerçekleştiriyor. İsrail, ’Doğu Kudüs’ün bazı semtlerinde ise etnik temizlik yapıyor. Bu arada ‘Yahudi Ulus Devleti’ yasasını onaylayan İsrail meclisi (Knesset), ırkçı Apartheid rejimine “yasal kılıf” uydurdu. Bu yasa hem etnik temizlik saldırılarını hem Filistin topraklarını çalan dinci-sağcı Yahudilerin yerleşim kurma girişimlerini teşvik ediyor.

“Asrın anlaşması” tutmadı

Donald Trump yönetiminin tam desteğine yaslanan yozlaşmış Netanyahu hükümeti, İsrail sınırına yakın bölgelerde İran’ın askeri varlığı olduğu gerekçesiyle, halen Suriye’deki bazı hedeflere füze saldırısı düzenliyor. Kan dökmeden varlığını sürdüremeyen siyonist rejim hem saldırıyor hem korkuyor. Zira Suriye ile müttefikleri İsrail’in saldırılarına arada bir karşılık veriyorlar. Rusya’nın İsrail’le yürüttüğü görüşmelerin sonucunu bekleyen Suriye ile müttefikleri, siyonist rejimle açık bir çatışmaya girmeyi tercih etmiyorlar. Yine de anlaşma sağlanamaması durumunda açık çatışmanın kaçınılmaz olacağını da belirtiyorlar.

Bu arada Trump ile Körfez şeyhlerinin İsrail’i kurtarmak için gündeme getirdikleri “asrın anlaşması”, Filistin halkının ve direniş örgütlerinin kararlı tutumu karşısında etkili olamıyor. İsrail’in histerisini arttıran nedenlerden biri de bu anlaşmanın ölü doğmuş olmasıdır. Filistin halkının bu küstahça girişim karşısındaki tutumu net. Filistin yönetimi lideri Mahmut Abbas gibi uzlaşmacılar bile, “asrın anlaşması” dayatmasını reddediyorlar. Nitekim onlarca yıldan beri ‘ABD barışı’na umut bağlayan Abbas, sonunda Moskova’nın kapılarını çalmak zorunda kaldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşen Abbas, Rusya’dan arabuluculuk yapmasını talep etti. Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nı Tel Aviv’e gönderen Putin, konuyla ilgilendiğini belli etti.

Bu yılın ilk 7 ayında defalarca Moskova’ya giden rüşvetçi İsrail Başbakanı, İran güçlerinin Suriye’den çıkarılması için adeta Putin’e yalvarıyor. Bu arada “asrın anlaşması”nın hayata geçirilmesi için sabırsızlanan siyonist başbakan, Rusya işin içine girdikçe bu hedefe ulaşmanın zorlaşacağını da biliyor. Ancak ABD’yi İran’a saldırtamadığı sürece, Netanyahu Rusya’ya muhtaç kalacaktır.

Bu döngü, İsrail’in histeri ve açmaz ikilemini derinleştiriyor. Nitekim Rusya Genelkurmay Başkanı ile birlikte Tel Aviv’i birlikte ziyaret eden Sergey Lavrov’un, barış istiyorsa İsrail’in işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nden de çekilmesi gerektiği mesajını ilettiği bildirildi. Oysa İsrail’in esas hedefi Golan Tepeleri’ni ilhak edip Şam’ı tehdit etmeye devam etmektir. Yeni güç dengeleri dikkate alındığında bu hedefe ulaşmaları kolay değil.

Siyonist rejimin hayalleri ve açmazları

Hem Irak hem Suriye’de IŞİD’e karşı savaşın başarıya ulaşması, dinci çetelerle işbirliği yapan siyonist rejimin açmazını daha da derinleştirdi. Zira cihatçı çeteleri kullanarak hedeflerine ulaşmaya çalışan İsrail, sadece Suriye ordusunu değil, Filistin ve Lübnan direniş hareketlerini de yenilgiye uğratmayı hayal ediyordu. Oysa tersi oldu. Artık Suriye ordusu ile Lübnan ve Filistin direniş hareketleri geçmişe göre çok daha güçlüler.

Bu koşullarda İsrail’in tek umudu ABD’nin İran’a saldırmasını sağlamaktı. Ancak göründüğü kadarıyla Trump yönetimi halen buna pek hevesli değil. İran’ı hedef alan konuşmalarında saldırı dozunu arttırsa da sonucu yıkıcı olacak bir savaşa girmek için hazırlık yapmıyor.

Göründüğü kadarıyla İsrail şu veya bu şekilde Rusya ile anlaşmak zorunda kalacak. Bu ise yayılmacı siyonist rejim için kabulü zor bir durumdur. Çünkü Rusya’nın önerdiği anlaşma somut; yayılmaya devam etmek bir yana, büyük bir stratejik önem atfedilen Golan Tepeleri’nden çekilmek...

İsrail’in böyle bir şartı kabul etmesi kolay olmaz. Rusya’nın önerisine sırt dönmesi ise, Suriye’de oluşan dengeleri sineye çekmesini zorunlu kılıyor. Zira 7 yıllık savaşın ardından zafer kazanan Suriye ile müttefiklerinin İsrail dayatmalarını kabul etmeleri imkansızdır. “Direniş ekseni”nin liderleri, verili koşullarda İsrail’le “kader belirleyici” savaşın kaçınılmaz olduğunu, bunun ise siyonist rejimin sonu olabileceğini belirtiyorlar.

Direniş devam edecek

ABD rejimi, Putin-Trump görüşmesinde varılan anlaşmaya uyarsa, İsrail’in seçenekleri daralacak. Siyonistlerin saldırganlaştıkça açmaza saplanmaları, açmaza saplandıkça saldırganlaşmaları, içinde bulundukları durumu gözler önüne seriyor.

Elbette siyonist rejim, başta Yahudiler olmak üzere Ortadoğu halkları için halen ciddi bir tehdit oluşturuyor. Nükleer dahil son teknoloji ürünü silahlarla donanmış olan bu rejim dize getirilene kadar bölgede gerçek bir barışın sağlanması olası görünmüyor.

Rusya’nın önerdiği “çözüm” planının işe yarayıp yaramayacağını önümüzdeki süreç gösterecektir. Yine de kesin olan bir şey varsa o da Filistin başta olmak üzere bölge halklarının işgale ve yayılmacılığa karşı direnişlerinin devam edeceğidir…