. .
20.11.2018

28.07.2018 10:15


Maduro hangi sularda kulaç atıyor? - E. Bahri

Vurgulamak gerekiyor ki, Maduro’nun ABD’ye karşı direnirken Amerikancı bir rejimden medet umması, hüsranla sonuçlanmaya mahkum bir beklentidir. Zira ne tek adam rejiminin ABD’ye karşı durmak gibi bir derdi var ne kapitalistlerle “insanlığın ortak rüyası” gerçekleştirilebilir. Elbette Türkiye ile bazı ticari anlaşmalara imza atabilir. Ancak bu kadarcık bir fayda için kirli-karanlık sularda kulaç atmak “sosyalist” iddialı bir liderin şanından olmasa gerek…

Venezuela’nın “sosyalist” Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ‘tek adam diktasına geçiş töreni’ne katılmak için Ankara’ya geldi. Gösteriş ve şatafatın simgesi olan sarayda düzenlenen seremonide yer alan Maduro, 20’ye yakın diktatör veya diktatör bozuntusuyla birlikte saf tuttu. Sosyalist olmak iddiası taşıyan bir lider için kuşkusuz ki pek hazin bir tablo…

Maduro’nun saray seremonisine katılması, T. Erdoğan iktidarıyla ilişkileri geliştirme çabasının tezahürlerinden biridir. İstanbul’da kapitalistlerin huzuruna da çıkan Maduro, işbirliğini geliştirme isteğini dile getirdi. Daha önce de birkaç defa Türkiye’ye gelen Maduro’nun tavırları, T. Erdoğan ve Türkiye kapitalizmiyle ilgili uçuk beklentiler içinde olduğuna işaret ediyor.

Pragmatizm mi, idrak sorunu mu?

Maduro’nun bazı açıklamaları, dinci-faşist koalisyona olmadık nitelikler vehmettiğine işaret ediyor. Saray’daki seremoniye katılmak için yola çıkarken bir video yayınlayan Maduro, “Şu anda Türkiye’ye seyahat ediyorum. Bugün, Venezuela’nın dostu ve yeni çok kutuplu dünyanın lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın törenine katılacağım” ifadelerini kullandı.

Besleme yandaş medyanın AKP kitlesine hitap eden yayınlarında yer alan ifadeleri kullanan Maduro, gülünç duruma düştüğünün farkına varmış görünmüyor. T. Erdoğan’a “çok kutuplu dünyanın lideri” demek için ya gerçekliği idrak etmekten aciz olmak ya belli bir çıkar amacıyla saraya yaranmak kaygısıyla hareket etmek gerekiyor. Göründüğü kadarıyla Maduro hem sarayın dikta rejimine şirin görünmek istiyor hem Türkiye’nin gerçekliğini kavramaktan uzaktır.

Hayduttan kaçarken tiranın sarayına sığınmak

ABD emperyalizminin Venezuela’daki Bolivarcı iktidardan rahatsız olduğu malum. Askeri darbe dahil Venezuela’ya birçok küstahça müdahalede bulunan ABD işçilerin, emekçilerin, kent yoksullarının desteğine yaslanan Bolivarcı yönetimi henüz yıkmaya muvaffak olamadı. Bununla birlikte Venezuela burjuvazisiyle ortak çalışan ABD, ülkeyi ekonomik krize sürükleyerek Maduro yönetimini sıkıştırmaya devam ediyor.

Petrol fiyatlarında gerçekleşen dramatik düşüş, Maduro yönetimiyle onu destekleyen emekçilere ağır bir darbe indirdi. Kapitalist emperyalist sistemin kurallarına riayet eden Bolivarcı yönetim ekonomik ve siyasi krizini aşamıyor. ABD kuşatmasını kırmaya çalışan Maduro, saray rejiminde umut keşfetmiş gibi hareket ediyor.

Geçen aylarda Türkiye ile barter (takas) usulü iş yapma anlaşması (henüz uygulanmayan petrol karşılığı konut anlaşması vb.) yapan Venezuela’nın, son anlaşma ile altınlarının Türkiye’de işlenmesine karar verdiği ortaya çıktı. Bu anlaşma Türkiye’ye, somutta T. Erdoğan’a duyulan güvenin işareti kabul ediliyor. Görünen o ki ABD tarafından sıkıştırılan Maduro, tek adam rejimi ve Türkiye kapitalizmiyle ilgili ham hayaller kuruyor. Bundan dolayı büyük hayduttan kaçarken tiranın sarayında sığınak arıyor.

Ham hayaller ve kapitalizm gerçeği

Maduro’nun kapitalizmle öze dair bir sorunu yok. Ne üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ne burjuvazinin artı-değer sömürüsüne itirazı var. Yine de bir burjuva sosyalisti olarak, Hugo Chavez döneminde emekçiler lehine alınan önlemleri sürdürmeye çalışıyor. Ancak ABD kıskacı ve petrol gelirlerinde yaşanan büyük düşüş, Maduro yönetimini zorluyor. Nitekim ekonomik krizin faturasını Venezuela’nın işçileri, emekçileri, yoksulları ödüyor. Buna rağmen Bolivarcı hareketi desteklemeleri, muhalefet partilerinin vahşi kapitalizmin arsız temsilcileri olduklarını bilmelerinden kaynaklanıyor.

Sıkışan Maduro’nun çıkış yolları araması doğaldır elbet. Sorun bunu olmadık yerde aramasında düğümleniyor. Böyle bir arayış, Maduro’ya alay konusu olacak tutumlar aldırıyor: Bir diktatörde “dünya lideri” keşfetmesi, Türkiyeli kapitalistlerle işbirliği yaparak rahatlayabileceğini sanması, diktatörlerle saf tutup saygınlığını zedelemesi, dinci-faşist figürlerle pozlar verip bunları sosyal medya hesabından paylaşma hafifliği vb…

Bu kadar siyasi-manevi bedeli ödemeyi göze alan Maduro, bunun karşılığında derdine derman bulacak mı? Örneğin İstanbullu kapitalistlere, “İnsanlığın ortak rüyasını birlikte gerçekleştirebiliriz, yeni bir dünya kurabiliriz, iyi bir başlangıç için gelin dolara karşı sanal paramız Petro’yla iş yapalım” çağrısında bulunması nasıl bir karşılık bulacak?

Vurgulamak gerekiyor ki, Maduro’nun ABD’ye karşı direnirken Amerikancı bir rejimden medet umması, hüsranla sonuçlanmaya mahkum bir beklentidir. Zira ne tek adam rejiminin ABD’ye karşı durmak gibi bir derdi var ne kapitalistlerle “insanlığın ortak rüyası” gerçekleştirilebilir. Elbette Türkiye ile bazı ticari anlaşmalara imza atabilir. Ancak bu kadarcık bir fayda için kirli-karanlık sularda kulaç atmak “sosyalist” iddialı bir liderin şanından olmasa gerek…